24 Ekim 2012 Çarşamba

öylesine

Bir baş ağrısıyla uyandım bu sabah.Gün güneşli ve açık.Hafif bir rüzgar açık kalan penceremden içeri süzülürken içerisi git gide soğuduğunu hissedebiliyordum.Uzandığım yerden bir süre masanın üzerinde duran kitaplarıma baktım yaprakları bir kapanıp bir açılıyordu sanki rüzgarla dans ediyor gibi yada bunu yapmaktan yorulduğu için kavga da ediyor olabilirdi.Kim bilir !
Etrafıma bakmayı devam ettim.
Her şey rüzgara ayak uyduruyordu.Ben hariç.
Kalkıp o pencereyi kapatmak zor geldi bana.Battaniyeyi iyice üzerime çekip biraz daha uyumak istedim en azından ağrım dinene kadar.
Olmadı.
Geç yatıp erken  kalkmanın zorluğunu çoktan aşmıştım ben.Ne vakitti bilmiyorum galiba rüyalarımdan kaçmak istediğim zamanlardı.Bu yüzden hep bir anlaşmazlık vardı aramızda yine de buna rağmen ona itaat etmeyi sürdürdüm.Aslında uykuyu hep sevmişimdir.Bazen unutmak zor geçen bir günü atlatmak için bulunmaz bir nimetti.Ve bazen de sadece düşünmemek için..
Bugün öğle vakti Arefe günü olmasından dolayı bir kaç akrabamız annem ve çocuklar birlikte teyzemin,anneannemin ve dedemin mezarlığını ziyarete gittik.Her yıl olduğu gibi bu yıl da çok fazla kalabalık vardı.Bilmem neden yılın belli günlerinde insanların ölüleri ziyaret etmesi bana hep tuhaf gelmiştir.Bir geleneği mi sürdürüyorlardı yoksa bunu yapmak vicdanlarını mı rahatlatıyordu.
Hiç bilmiyorum.
Ne önemi var ki bu tür ziyaretlerin ruhani açıdan faydalı olduğuna inanıyorum.O kadar çok dünyada daldık ki  bizler ölümü unuttuk.Toprağın altında yatan  bir zamanlar hayatımda olan sevdiklerimizi unuttuk.Aslında çok şeyi unuttuk biz yada çok fazla gerçeği..
Teyzemin mezarına gittiğimizde hepimizde bir şaşkınlık vardı.Üzerinde gül yaprakları serpilmişti.Annem sabah "Samet gelmiş bizden önce dedi".Teyzemin en küçük oğluydu.Sabah erkenden annesi ziyaret etmiş mezarını güllerle süslemişti.Gözlerim doldu o kadar küçüktü ki annesi öldüğünde.
Bir süre daha kaldıktan sonra dedemin mezarlığını ziyaret için annemin köyüne gittik.Burası da bir diğeri gibi kalabalıktı.Kapının girişinde köyün küçük çocukları ellerinde şeker torbaları ile oynuyorlardı.Sanki bir mezarlıktan çok oyun alanı gibi o kadar rahatlar ki o kadar neşeliler.Her biri neredeyse birer kilo şeker toplamışlardı.Çocukken hatırlıyorum da ne zaman arefe günü  bu mezarlığa gelsem ziyaretçiler ellerinde tüm şekerleri havaya atıp dağıtırlardı.Şekerlerin  çoğu mezar üstelerine gelirdi biz de büyük bir kargaşa ile toplardık.Kim ne kadar çok şeker toplarsa ona imrenerek bakar kıskanırdık.Ah ne günlerdi ..
Kapının biraz ilerisinde hepimizin dikkatini çeken bir kadın vardı.Yaşı 90 'lar da beyaz tenli, kısa boylu zayıf bir nene.Gözlerinden yaş sel gibiydi.Bir şeyler söylüyordu sesli sesli  pek anlaşılmasa da ağıt yaktığını daha sonra anlayabildim."Oğlum diyordu neredesin oğlum".Annem oğlunun ziyarete gelmiş galiba dedi.Hepimiz hüzünlendik tekrardan.En çok da küçük oğlum az önce o kadını unutamadığını söyledi.Bende ana yüreği böyle işte dedim.
Eve geldikten sonra hala başımın ağrısının geçmediğini fark ettim.Gidip geri mi gelmişti bilmiyorum biraz uyumak için uzandım.İki saatlik uyku bile fayda etmedi ne ağrıymış mübarek...

Herkesin bayramını şimdiden kutluyorum.Güzellikler sizinle olsun...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...