26 Mart 2014 Çarşamba

kafamdaki sesler "part2"

Elimde bir kitap. Yıllar önce lise yıllarımda okulun arka sokağında ki küçük bir kitapçıda görmüştüm ilk kez  onu. Bir şiir kitabıydı . Ama ilgimi çeken yazarın devrik cümlelerle kurduğu o lirizm kokan şiirleri değildi Kitabın ön yüzünde ki kapak resmiydi .

Küçük bir kasaba , yıldızlarla dolu bir gece ,arkası dönük paltolu bir adam , bir kıvılcımı andıran  kalın ve ince çizgiler ve toprak yol üzerinde ki bir kadının siyah beyaz portresi .

Ne zaman elime alıp baksam  bir şeyler yazma gereksinimi duyuyorum . Bir hayal kırıklığını terk edilmiş bir evin yıkık duvarlarını, yüksekçe  bir binanın penceresinden sarkan  küçük  çocuğun babasına son kez seslenişi , zeytin ağacında ki entrikaları , vestiyerde unutulmuş bir hırkayı , bir firavunun kabus dolu rüyasını sarhoş bir ressamın fırçasından çıkan alegorik bir eseri.

Ve  ressamın fırçasında;

Sırtında başaklarla örülmüş pelerinli bir çocuk .Sağ elinin avuç içi omuzların hizasında göğe bakıyor . Yüzünde Zeus’un maskesi . Ayaklarında altında antik bir şehir. Şehrin ortasında koca bir arena .Ve savaşan küçük adamlar .Kahramanlıkları peydahlanmış .Kafalarında kurumuş zakkum ağacının yapraklarından bir taç .
Seyircilere bakıyorum . Koltuk yerine daracık demir kapılar sıralanmış yan yana .Ağır ağır kapanıp, ağır ağır açılan .Bir sürgüsü var mı dersin ,bir kilidi ? Hiç bir şey yok sadece  sesler . Sesler kapı arkalarından çıkıp arenayı inletiyor .

-acıma !
-vur !
-öldür!

Ürperiyorum.

Bir kadın çıkıyor sahneye .Yüzü şeffaf bir kürenin içinde .Ejderhalar uçuşuyor kadının gözlerinde. Bir alev topuna dönüyor küre. Kollarını açıyor kadın. Acı bir yakarış .Ve ana rahmine  ilk kalp atışını bırakıp, ölüyor Zeus maskeli çocuk. Yıkılıyor arena .

Yazmaktan vazgeçip tekrar kitabın kapağına bakıyorum .

Paltolu adam kasabanın hemen dışında ki tepede derme çatma bir eve doğru gidiyor . Şiddetli bir rüzgara dönüşüyor, kıvılcımlar . Ve rüzgar  evlerin  pencereden süzülüp söndürüyor ışıkları. Yıldızlar dökülüyor  sağa sola . Paltolu adam duruyor  .Paltolu adam kazmaya başlıyor toprağı. Ve gömüyor önüne düşen yıldızları. Dizlerini çöküyor toprağa .

Bir tren geçiyor yanı başından. Vagonlarında istiflenmiş çocuk kahkahaları. Eski bir  soykırımdan çalınmış . Sığınacak bir yürek arıyorlar. Sığınacak tertemiz yürekler .

Bir şiir düşüyor aklıma .Radyoda Adam Hurst’ın o sihirli parmaklarını çellosuna her dokunduğunda çıkardığı  o huzur verici ses  .Ve ben karalıyorum..

 Tanrım ,korkuyorum !

Göğün perdesini  kaldırıyor kuşlar

Yeni bir devrim hazırlığında ,kabuslarım

Siyah bir sis bulutu çöküyor şehre

Bir gidiş anons duyuluyor eski bir limandan

Kapanıyor valizler tek tek

Ne olur Tanrım !

Kararmadan denizlerin maviliği

Bir damla düşsün yüreğime

Belki bu son şarkısıdır çalan

Göğe bırakılmış uçurtmaların

 …………………………..
Paltolu adam kalkıyor yerinden  .Işıklar yanıyor tek tek. Bir çocuk koşarak geliyor tepeden Dikiliyor paltolu adamın önüne. Beyaz bir kağıt parçası çıkarıyor cebinden .Kağıttan küçük bir leke düşüyor toprağa. Toprak yeşilleniyor . Sarılıp uzanıyorlar boylu boyunca …

Paltolu adam bir şeyler mırıldıyor ,bir şarkı ... yoo ! hayır eski bir ninni bu .Bir zamanlar bir filmde dinlemiştim adam çok geç vakitte eve gelmesine rağmen çocuğunun odasına uğrar uyuyor olmasına rağmen söz verdiği için her gün o ninniyi söylerdi .

bir yıldız kayarsa bebeğim
ben çok ama çok uzaktayken
tüm gördüğün bulutların,
güneşin ardındayken
bir dilek tut yerime
bir gülümse
bil ki o an yanındayım
bir nefes kadar
kapat gözlerini bebeğim
ve beni dinle
şarkımı
sana olan sonsuz sevgimi
bir dilek tut bebeğim
unutma hiç
her yıldız kaymasında

.....................

paltolu adam gülümsüyor ,öpüyor çocuğu alnından ve yok olup gidiyor çocuğun gözlerinde...


susmak güzel





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...