30 Eylül 2014 Salı

Bir müzisyen filmin bana düşündürdükleri

Ne zaman yabancı müzisyenlerin ya da herhangi tanınmış bir şahsın hayat hikayesi ile ilgili bir film izlesem kendime şunu soruyorum; “biz de neden bu tür filmler yok ?” Zeki Müren öleli 18 yıl oldu ama hala sanat güneşimizin biyografini anlatan bir tane eser yok.  Barış Manço, Cem Karaca,  Tanburi Cemil Bey, Itri , Münir Nurettin Selçuk ve daha sayamadığım, müzik dünyamıza unutulmaz eserler bırakan sanatçılarımızın hayatlarını beyazperdeye aktarmak için neyi bekliyor yapımcılar?

Bakınız ünlü Alman klasik müzik bestecisi Beethoven’in 2006 yılında çevrilmiş “Copying Beethoven”   ve gizli aşkını anlatan 1994 yapımı “İmmortal Beloved” isimli iki filmi var.

Yine ünlü Avusturyalı sanatçı Mozart’ın, hayatını çeşitli evrelerini anlatan “Amadeus” filmi müzisyen filmlerin başyapıtları arasında.

“The Piyanist” filmini izlemeyen yoktur sanırım. Birçok kez  Tv’de  karşımıza çıkmıştır. Polonyalı ünlü piyanist Wladyslaw Szpilman’ın 2. Dünya savaşı sırasında esir kampına gitmekten kurtuluşunu anlatan üç Oscar ödüllü film.

Geçtiğimiz yaz izlediğim “ The Doors” filmi ise zamanın en ünlü ABD’li rock grubun  The Doors öyküsünü anlatan 1991 tarihli film. Peki  ülkemizde efsane olmuş Moğollar , Kurtalan Ekspres, Mavi Işıklar ve "Bu sabah yağmur var istanbul'da,Gözlerim dolu dolu oluyor bilinmez niye" şarkısıyla ruhumuzu okşayan MFÖ grubu,  "Gittiğin yağmurla gel, böylesi daha güzel" ve bir çok şarkısıyla sevilen Ayna ve daha birçok grupların öykülerini anlatan kaç tane film var. Koca bir hiç tabi ki…

Sadece müzik dünyası mı diğer bir sanat dalı olan ressamların da hayat hikayelerini beyazperde aracılığıyla yeniden sevenleriyle buluşturmuş yabancı yapımcılar.

1700 yıllarda İspanya’nın en ünlü ressamı kabul edilen “Francisco Goya’nın,” çizdiği resimlerin gözlerini boş bırakarak imzasını atan “Modigliani’nin,”  hayatını temzilik yaparak kazanan 41 yaşında bir akıl hastanesinde ölen “Seraphine’nin,”  ünlü İspanyol ressam kübizm akımın temelini atan “Pablo Picasso’nun” ve daha birçok ressamın biyografilerini sinemada görmek mümkün.

Biz de yine elde var sıfır. “Kaplumbağa Terbiyecisi”  eseri ile tanınan  ve milyon değerinde tabloları bulunan, Osmanlı’da resim sanatın başlamasına önayak olan  Osman Hamdi Bey’in,  Louvre Müzesine hayattayken eseri kabul edilen ilk Türk Ressam Şeker Ahmet Paşa’nın ve  en önemlileri  İbrahim Çallı, Naci Kalmukoğlu, Hoca Ali Rıza, Süleyman Seyyit  Bey ve daha birçok tanınmış ressamlarımızın  hayat hikayeleri sinema dünyasında yok.

Ne acı değil mi? Sadece kazanç ve eğlence  amacı güderek kültür yozlaşmasından başka bir işe yaramayan onca yerli film içinde; işte gurur duyacağımız, çocuklarımızın, gelecek nesillerin izlemesinden mutlu olacağımız  önemli şahsiyetlerin hayatlarını anlatan bir film yok.

Yine de umutluyum. Gelişiyoruz, değişiyoruz, büyüyoruz.. . Bir gün mutlaka, bunun ciddi olarak eksikliği hissedip ve bu amaç uğruna eserler ortaya çıkarak birileri olacaktır. O gün tez gelmesi dileğimle…


susmak güzel





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...